Nifak, Tabiatlarının Bir Yanı Haline Gelenler

Nifak, Tabiatlarının Bir Yanı Haline Gelenler

''Onlar, sağır, dilsiz ve kör şahıslar gibi o zulmetten çıkıp kurtulamazlar. Bu cümlede bulunan dört sıfat; münafıklarla ateş yakanlar arasında müşterek olup, her iki taraftan haber verir, vaziyetlerini bildirir. Ayna gibi hallerini gösterir.''

Safvet Senih / samanyoluhaber.com
Nifak, Tabiatlarının Bir Yanı Haline Gelenler

“Bunların (münafıkların hâli, o kimsenin hâline benzer ki, aydınlanmak için bir ateş yakar. Ateş, çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların gözlerinin nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır, onlar da göremez olurlar.  Sağır, dilsiz ve kördürler onlar, Onun için hakka dönmezler.” (Bakara Suresi, 2/17-18) âyetleri münafıkların bazı özelliklerini temsil ve teşbih diliyle anlatıyor. Üstad Hazretleri: “Sağır, dilsiz ve kördürler onlar, Onun için hakka dönmezler.” âyeti ile ilgili olarak şöyle diyor: 
“Onlar, sağır, dilsiz ve kör şahıslar gibi o zulmetten çıkıp kurtulamazlar. Bu cümlede bulunan dört sıfat; münafıklarla ateş yakanlar arasında müşterek olup, her iki taraftan haber verir, vaziyetlerini bildirir. Ayna gibi hallerini gösterir.

“İşte ateş yakanlara karşı işaretleri şöyledir. Böyle bir zulmete düşen bir adam, evvelâ kendisini kurtaracak bir sese kulak verir. Etrafı dinler. Lâkin gecenin sessiz ve dilsiz olması o adamın sağırlığını netice vermiştir. Sonra yardımına gelecek bir adamı  çağırmak ister. Lâkin gecenin sessizliği ve sağırlığı onun dilsiz olmasına sebep olmuştur. Sonra yolunu bulmak ümidiyle bir alâmet, bir nişan arar. Fakat gecenin ziyasızlığı ve körlüğü onun körlüğünü gerektirmiştir. Sonra bu zulmetten kurtulmak için evvelki yerine dönmek ister fakat kapılar bağlanmış dönüş imkânı kalmamıştır. Bataklığa düşen adam gibi… Titredikçe batar. Battıkça zulmette kalır.
Bunun münafıklara bakan ciheti ise, evet münafıkları, inkâr ve münafıklık karanlığına düştükleri zaman, onların dört cihetle kurtulmaları mümkün idi: Zira o münafıklıktan başlarını kaldırıp hakkı dinlemek, Kur’an’ın irşadına kulak vermek ile kurtulmaları mümkün idi. Fakat nefislerinin şeytanı olan kötü duyguları (Yani, Kur’an’ın sadasını engelleyecek heva ve hevesatları) Kur’an’ın kendilerini irşad etmesine mâni  olmuştur. Kur’an-ı Kerim bu cihetten onların ümitleri kesilmiş olduğuna işaret olarak “sümmün” (sağırdırlar) demiştir. Bu işaretten de kulakları kesik hayvanların kulaklarını andıran bir remz (rumuzlu işaret) vardır.
“İkincisi: Başlarını aşağıya indirip, vicdanları ile müşâvere ederek, doğru yolu ve hakkı sormakla, kurtuluş cevabını almak imkânı varken, kalblerindeki inat, kesilmiş tavuk gibi dillerini içeri tarafa çekerek konuşmalarına ve pişmanlıkla tevbe etmelerine  mâni olmuştur. Kur’an-ı Kerim bu kapının da kapalı olduğuna işaret olarak ‘bükmün’ (dilsizler) demiştir. Bu işaretten dilleri çekilip atılmış bedbaht kimseler olduklarına bir remz vardır.
“Üçüncüsü: İbret nazarı ile bakıp içteki ve dıştaki delilleri görüp, hak ve hakikat tarafına dönmeleri mümkün iken, gafletleri gözlerini perdelemiş, körlük de gözlerinin kapaklarını kapatmakla, yine kurtuluştan mahrum kalmışlardır. Kur’an-ı Kerim buna işareten ‘umyun’  (körler) demiştir. Yani şeytanlara bir yuva inşa edilmek üzere, gözleri örtülmüş, ateşten yaratılmış ve ateş içinde yaşayan mahluklar gibi şeytanların başlarını andıran bir vaziyeti hayale arz ediyorlar.
“Dördüncüsü: Pis ve çirkin vaziyetlerine bakıp, pişman olarak tevbe etmeleri önce mümkün olduğu halde, nefislerinin hevâ ve hevesine, yoldan çıkaran kötü arzularına tâbî olarak, hem bozuk fıtratlarının gereğini destekleyerek şeytanlarının aldatmasıyla yaptıkları o çirkin halleri, gözlerine güzel göründüğünden, terk edemediler. İşte Kur’an-ı Kerim buna da ‘Onlar geri hakka dönemezler’ demekle, onların son ümitlerinin de suya düştüğüne ve kum deryasına iradesiyle giren ve bir daha çıkamayan bahtsız insanlar olduklarına işaret vardır.”  (İşârâtü’l-İ’caz Tefsiri)
M. Fethullah Gülen Hocaefendi de bu hususta şöyle demektedir: “Kendisini inkâra kaptırmış ve inkâr, tabiatının bir derinliği haline gelmiş inkarcılar ve münafıklar da tıpkı şeytan gibidirler. Yerinde, takıyye ve sinsice kandırma düşüncesiyle ‘Allah, din ve diyanet’  derler, çok defa hak suretinde görünürler, ama her zaman müminlere karşı kin ve nefretle oturur kalkar, her zaman gayızlarını icra yolunu araştırırlar. Düşmanlıklarını icrâ etmeye güçleri yetmediği dönemlerde kinlerini ve nefretlerini tebessüm ve yumuşak beyanlarla örtmeye çalışır, demokrat davranırlar. İstedikleri her şeyi yapacak güce ulaştıklarına inanınca da ‘hak kuvvetedir.’  yobazlığı adına akla hayale gelmedik kötülükleri irtikap ederler. Böylelerine güvenmek, güven duygusuna karşı saygısızlık, bunlardan endişe duymak da Allah’a karşı itimatsızlıktır. Mümin, muhabbetle herkese açık olma duygusuyla oturup kalkmalı, sırtını dönemeyeceği bu gibilerin şerlerinden de her zaman Allah’a sığınmalıdır.”(Kur’an’dan İdrake  Yansıyanlar, Cilt, 1 sayfa, 13)   
[email protected]

Please publish modules in offcanvas position.